Bugün 10 Ocak…
Takvimde bir gün, ama aslında bir ömürlük mücadele.
Sivil toplum örgütleri, siyasi partiler, kurumlar kahvaltılar, yemekler düzenliyor. Fotoğraflar çekiliyor, tebessümler dağıtılıyor.
Ama soruyorum:
Gazetecinin sabahın ayazında yollara düşerken yaşadığı yorgunluğu kim görüyor?
Gece yarısı haber yetiştirmek için gözleri kan çanağına dönmüş bir kalemin sessiz çığlığını kim duyuyor?
Ekmeğini kazanmak için verdiği mücadelenin, geçim derdinin, ulaşım sıkıntısının, ekonomik yükün ağırlığını kim hatırlıyor?
Kutlamalar bir günlüğüne ışık saçıyor, ama gerçeğin karanlığı hep üzerimizde.
Gazeteciler, toplumun gözü, kulağı, vicdanı…
Onlar olmazsa hakikat susar, toplum körleşir, sesimiz kısılır.
Ama ne acıdır ki, bu mesleği icra edenler çoğu zaman kendi haklarını savunamaz hale geliyor.
Bir kahvaltı masasında hatırlanmak yetmez.
Gazeteciler, her gün alın teriyle, kalemleriyle, objektifleriyle hayatımızı aydınlatıyor.
Onların emeğini görmezden gelmek, aslında kendi vicdanımızı görmezden gelmektir.
Bugün kutlamaların ötesine geçelim.
Gazetecilerin gerçek sorunlarını konuşalım.
Onların ekonomik sıkıntılarını, çalışma koşullarını, sosyal güvencelerini tartışalım.
Çünkü gazeteciler güçlü olursa, toplum da güçlü olur.
Gazeteciler sadece bir gün değil, her gün hatırlanmayı hak ediyor.
Onların sesi sustuğunda, aslında hepimizin sesi susar.
Yılmaz Aktepe







