1928’de ise Belçikalı Zingal adlı şirket bu bölgeyi 50 yıllığına devraldı. Ve her şey değişti. Zingal, kıyı ile iç kesimleri bağlamak için 93 kilometrelik dekovil hattı döşedi, 32 kilometrelik hava hattı kurdu. Tomrukları taşımak için su kanalları açıldı, odunla çalışan lokomotifler ormanların içinde ilerlemeye başladı. Ayancık, Cumhuriyet’in ilk yıllarında elektrikle tanışan sayılı yerlerden biri oldu. Belçika, Almanya, Polonya ve diğer Avrupa ülkelerinden gelen mühendisler yalnızca üretimi değil, bir yaşam biçimini de beraberinde getirdi. Artık Ayancık’ta hayat bambaşkaydı: futbol, voleybol, basketbol oynanıyor; kadınlar tenis kortlarında yer alıyor; Çangal bölgesinde kurulan ahşap sinemada karlar altında film izleniyordu. Kasaba, bir üretim merkezi olduğu kadar bir kültür ve yaşam alanına dönüşmüştü.
Tam da o günlerde küçük bir eksiklik fark edildi: Futbol vardı, ama kalede topu tutacak bir ağ yoktu. Kereste fabrikasında çalışan ustalar, yerli halk ve Avrupalı uzmanlar omuz omuza vererek ahşaptan bir kale ağı yapmaya karar verdiler. Tarihe geçen bu çalışma, kale ağlarının ilk kez tahta ve çıtalarla oluşturulması olarak anıldı. Bu sadece bir çözüm değil, birlikte üretmenin ve farklı kültürlerin yan yana durmasının simgesiydi. Belki dünyanın en büyük kalesi değildi, ama en anlamlısıydı. Çünkü bu kale bize şunu hatırlatır: İyilik, her dilde aynıdır. 1945 yılında şirketin faaliyetleri sona erdi. Ancak bıraktığı iz silinmedi. Bugün hâlâ geriye kalanlar arasında zingara, meşal lokomotifi, dekovil hatlarının izleri ve Ayancık Spor Müzesi’ndeki hatıralar var. Ama en önemlisi, bir kasabanın hafızasında yaşayan bir ruh: Ayancık Spor.
Tam da o günlerde küçük bir eksiklik fark edildi: Futbol vardı, ama kalede topu tutacak bir ağ yoktu. Kereste fabrikasında çalışan ustalar, yerli halk ve Avrupalı uzmanlar omuz omuza vererek ahşaptan bir kale ağı yapmaya karar verdiler. Tarihe geçen bu çalışma, kale ağlarının ilk kez tahta ve çıtalarla oluşturulması olarak anıldı. Bu sadece bir çözüm değil, birlikte üretmenin ve farklı kültürlerin yan yana durmasının simgesiydi. Belki dünyanın en büyük kalesi değildi, ama en anlamlısıydı. Çünkü bu kale bize şunu hatırlatır: İyilik, her dilde aynıdır. 1945 yılında şirketin faaliyetleri sona erdi. Ancak bıraktığı iz silinmedi. Bugün hâlâ geriye kalanlar arasında zingara, meşal lokomotifi, dekovil hatlarının izleri ve Ayancık Spor Müzesi’ndeki hatıralar var. Ama en önemlisi, bir kasabanın hafızasında yaşayan bir ruh: Ayancık Spor.
















